31 Ekim 2009 Cumartesi

Bir Kış Dönümü

İyi Akşamlar Ziyaretçiler,







Bugün İstanbul çok ıslak, hem de nasıl; bu sabah saat yedi buçukta uyandığımda yağmur yağıyordu, şu anda saatim öğleden sonra altı buçuğu gösteriyor ve yağmur hala yağmakta. Çok güzel bir gün, yani havanın böyle yağmurlu olması, gümüşi bir gökyüzü görmek huzur veriyor. Yıpratıcı bir tarafı da vardı günün, fizik vizem vardı hatırlarsanız bahsetmiştim, ondan kurtuldum bugün.
Şimdi daha huzurluyum tabi ki…






Böyle havalarda bol bol sıcak çaylar yahut kahveler içmek istiyorum. Çaylar arasında favorim, annemin yaptığı zencefilli kuşburnu çayı; canım çekti bakın şimdi. Kendime yaparım birazdan, öyle karmaşık bir tarifi yok aslında elinizde sadece kuşburnu marmelâdı olsa yeter, pamuk anneanneciğim her sene köye gidince yapıp, bizim için hazır tuttuğundan bizim sıkıntısını çektiğimiz bir malzeme değil zaten.
Tavsiye ederim, öyle mıymıntı yönleriniz yoksa ve biraz faydalı bir şeyler görünce beğendiğinden değil de şımarıklığından havalara girenlerden değilseniz kuvvetle muhtemel seversiniz. Kokusu özellikle çok hoş… Böyle kokusu güzel içeceklere bayılıyorum, alkollü olsun veyahut bizim çay gibi sıcak bir içecek olsun fark etmez tavlanıyorum anında güzel kokulu içeceklere, tabi parfüm gibi kokanlara değil böyle meyve veya çiçek gibi kokanlara. Mesela, 2008 sömestrsinde arkadaşlarımla Bakırköy’de bir kafeye(ismini söylememin pek hoş olmayacağını tahmin edersiniz) gitmiştik, Pandispanya’nın dikkatini menüdeki bir çay ismi çekti. “!Christmas!” Amanın, içinde de Portakal Çiçeğinden elmaya kadar bir sürü şey vardı. Şu kadarını söyleyeyim çayın tadı çok matah değildi ama öylesine güzel kokuyordu ki çayı içmekten çok kokladım.



Bakırköy’deki o günde hava böyleydi sadece yağmuruz arda bir kesiliyordu, o zamanlar Lise-Üniversite arasında bir Araf gibi bir yerde yaşıyordum. Brrrrr…
Yani anlayacağınız Ziyaretçiler, bugünün Cadılar Bayramı olması, üstüne birde havanın böyle olması beni epey keyiflendirdi. Böylece sınavımın kötü olması beni pekte üzdü sayılamaz.
Şükürler olsun sonunda Kış geldi!


Ben Callieach Bheur, Kış Cadısı sizi selamlıyorum,


Şimdi birazdan ya azıcık kestireceğim ya da akşam yürüyüşüne çıkacağım, size de tavsiye ederim.
Sevgiler,




Günün tadını çıkarmanız dileğiyle,


Callieach Bheur







30 Ekim 2009 Cuma

Selam Olsun Sana Eãrendil, Yıldızların En Parlağı; İşte Çatı'ya Geri Döndüm!

Merhabalar Çatı’nın Ziyaretçileri,



Ben döndüüüm



Dönüşüm Eãrendil’i alakadar ediyor mu bilemiyorum ama yine de ona bir seslenmek istedim. Olsun sonunda yeniden yazıyorum ya o yeter bana; o size yazdığım günlerde zamanımın boş geçmesinin inadına buraya uğrayamadığım son bir ayda olabilecek pek çok şey oldu. Geç kalma sebeplerimden biri de size çok uzun ve detaylı bir yazı yazma isteğimdi aslında, oysa “Uzun olmalı işte, uzun” diye kastıkça kendimi, aslında hiçbir şey yazamadığımı fark ettim. O yüzden de az önce, o uzun yazıyı bir kenara itip şu an yazmakta olduğuma başladım.






Gerçekten de anlatabileceğim çok çok şey var aslında ancak ben en azından şu an için daha çok yazmak istediklerimi yazacağım.



Öncelikle, Mezopotamya ’da muhteşem dört gün geçirdiğimi size belirtmek isterim. Gezenin okuyandan kat be kat fazla bildiğini savunurdum artık daha da inanarak savunuyorum bunu zira Anadolu’yu az çok gezmiş olsam da Mezopotamya’nın bizim bu taraftan hiçte bakıldığı gibi olmadığını anlamış oldum yakından görünce; ayrıca medyanın da pekâlâ hepimizi uyuttuğunu.



Öncelikle uçağımız Sabiha Gökçen Havaalanı ’ndan kalkacağından yola çıkacağımız gece ben ve Ratatouille, Lalaith’in evinde kaldık. Sevgili Anneciği, bizim için bir sürü nefis yemek hazırlamıştı. Neyse daha sonra, Tilly Toke’ da yanımıza geldi ve Lalaith’in babası bizi havaalanına bıraktı. Böylece bir buçuk saatlik bekleyin ardından ilk uçak yolcuğum başladı ve iki saat sonra Elazığ’a ayak basmıştık. Sonra da oradan Diyarbakır’a geçtik.


Böylece Güneydoğu gezimiz tam anlamıyla başladı ve 29 Eylül sabahı İstanbul’a inene kadar ki dört gün boyunca harika bir hızla devam etti. Turnedeki tüm detayları anlatmayacağım-yani daha doğrusu anlatamayacağım cumartesi fizik vizem var o yüzden- ama yine de ilerde emin olun detayları aktaracağım size, şimdilik fotoğraflarla idare ediverin.




Orada üç gün boyunca üç farklı yeri gezdik; ilk gün doğal olarak Diyarbakır’ı, ikinci gün Hasankeyf’i, üçüncü günde Mardin’i. Yapmadığım şeyler yaptım, bildiğim şeyler, öğrendim, elbette yemediğim şeyler yedim [=)] ve daha nicesi… Dördüncü gün oyunumuzu oynadık sonra da sabahlayıp İstanbul’a döndük.


Döndüğümde her şeyi pek karışık bir vaziyette buldum denilebilir zira bende fevkalade karışık durumdaydım. Bir hafta hasta yattım ve İngilizce dışında hiçbir dersime gidecek güç bulamadım kendimde, ilk konuları kaçırdım dolayısıyla ve toparlamam da epey vaktimi aldı.






Ondan sonrası klasik deyip geçmek isterdim ama hoş şeyler de oldu. Pek sevgili ve kıymetli arkadaşım Eostre artık bizim okulda, her öğlen yemeğini onunla geçirmek cidden harika oluyor.


Bu arada bir de grubumuza yeniler katıldı ve ben de bu durumda artık Eski olup bir yandan da gruptaki en küçük kişi unvanımı kaybetmiş bulunuyorum. =)


Bir de okuldaki yönetimle ilgili anlamsız sıkıntılar mevcut, Ziyaretçiler: Okulda  pek çok yer tamda en çok kullanılacağı sırada tadilata girdi, hani neden koskoca yaz boyunca hiçbir şeye dokunmayıp da dönem başlar başlamaz çalışacakları tuttu bilemiyorum artık, bir terslik var herhalde karar verenlerin planlama loblarında, eğer öğrencilere bir kasıtları yoksa profesyonel destek almalarını tavsiye ediyorum.



Geçen Salı günü Taşkışla’da oyunumuzu oynadık, ondan önceki günde Taşkışla’yı bir hayli keşfetme şansımız oldu elbette. Ortada bariz bir gerçek var ki eğer azıcık bile ilginiz varsa sadece Taşkışla’da okumak için Mimarlık okunulabilir, harika bir bina; hele birde çatı katındaki atölyeleri göreceksiniz ‘Amanın’, mükemmel. Terasına çıkınca da zaten mükemmel bir manzara sizi kucaklıyor, Conrad’ın ötesinden Kabataş’a kadar her yeri tüm detaylarıyla görüyorsunuz; sadece araya aptal bir gökdelen girip bir manzarayı bozuyor zaten onu da yıkasınız geliyor o anda.


Böyle yani, olanlar bunlar. Etraf Domuz Gribi ile çalkana dursun ben fizik vizemi ve ardından gelecek Kimya ödevimi ve vizemi dert etmekteyim. Lakin şunu da belirtmeliyim hava son bir haftadır fevkalade bir güzellik içinde, her daim bulutlu ve arada sürekli yağmur atıştırıyor. Anlayacağınız şu an Shirley Bassey hanımefendiciğimi dinlemekte ve havanın durumundan ilham almaktayım.


Eh, artık ben müsaadenizle “Motion with Constant Acceleration”’ a döneyim malum sınavım var ve pekte iyi sayılmam fizikte. Cumartesi günü Samhain, nam-ı diğer Cadılar Bayramı, fizik vizemde üzerine geldi ama artık olsun hayalim sınavdan çıkınca büyük bir rahatlama ile “This is Halloween”’i söylemek.


This is Halloween, this is Halloween


Pumpkins scream in the dead of night


This is Halloween, everybody make a scene


Trick or treat till the neighbors gonna die of fright


It's our town, everybody scream


In this town of Halloween








Böyle, Sevgili Çatı’nın Pek Sevgili Ziyaretçileri, uzun zaman olmayışımı umarım affedesin daha size anlatmadığım öyle çok şey var ki hâlbuki tek başına laboratuar maceralarım bile upuzun sayfalar alabilir, neyse yine uzatıyorum. Lütfen Çatı’yı boş bırakmayın ve sıklıkla uğrayın hatta sizde yazın.






Bir dahaki sefere kadar şimdiden Mutlu Cadılar Bayramı ve vizesi olanlara başarılar…


İyi Kalın,


Sevgiler


Callieach Bheur



15 Ekim 2009 Perşembe

Takipçiler =)

Gelenler Gidenler