12 Haziran 2012 Salı

Çantamı Toplasam

Biraz sonra evden çıkıp kursa gideceğim ama dünden beridir içimi ısıtan şeyler oluyor. Tüm şu karamsarlığı biraz geriye atıp bunlara odaklansam çok şukela olur bence :)
Öncellikle True Blood başladı ve bu sezonun konusu geçen sezondaki wicca mevzusundan beni daha da cezbetti. Garip aslında hani şöyle bir bloğa baksanız ne menem bir şey olduğumu anlarsınız ama durum bu. Bu antik kurgular ve kaydedilmemiş tarih ağzımın suyunu akıtıyor. Adeta bir orgazm ötesi an oluyor o didikleme benim için.







İkinci güzel haber ise daha önceden çıtlattığım mevzu. Maxïmo Park'ın yeni albümü The National Health çıktı. Daha derinlemesine girmedim çünkü cesaret edemiyorum şu anda beni tek mutlu eden şeyi bu kadar çabuk harcamaya. Bilenler bilir hani yeni bir Harry Potter kitabı çıktığında hızla okursunuz ama aralarda gereksiz boşluklar bırakırsınız ya bu öyle bir şey. Bitecek diye korkarsınız ama o mektubun diğer yarısı nerede acaba kim aldı diye de merak edersiniz. İşte öyle bir şey diyerek ufak bir Erol Evgin göndermesi yapıyorum canım ziyaretçiler. 




Şimdi yemeğimi yeyip Galatasaray'a doğru yola çıkıyorum. Bana şans dileyin.

Bu kadar duygu zararlı yahu



Tschüs

Callieach Bheur

Tırıs Tırıs




Çok değer verdiğim ve harika muhabbeti olan bir hocam bana beni yenecek şeyin sadece korkularım olduğunu söylemişti. Birçok şekilde aslında korkak bir insan olduğumu açık açık söyleyebilirim. Bunu kibirimden yana gelen bir laf olarak algılamamanız benim içinde anlatmak istediğim şey içinde hayırlı olur bence. Korkaklığım bir şekilde tahammülsüzlükle alakalı kendini gösteriyor. Emin olamadığım şeyler hakkında o kadar çabuk pes ediyorum ki halim beni yoruyor.



Deneyimlediklerimden geç ders alıyorum.
Sanırım mesele şahsımın dikkatini dağıtmakta yatıyor. Açıkçası yoruyor bu. Uzun bir yoluculuğu size teşhir ediyorum şu anda, ne kadar etik bilinmez; önemli mi o da ayrı. 



İşler benim kendimle oynadığım bir oyun oldu. Nefsim ise bunu sürekli kazanan taraf olmaya devam ediyor. Mağlup bir mantık en çok acı veren şey olabiliyor. Mağlubiyetin kattığı bir güç varsa o da zaferin kattığına yeniliyor gibi ama iradem bir şekilde orada bir yerde. Komiğim aslında.





İyi geceler,
Bu gece İstanbul çok sıcak
Öptüm


Callieach Bheur





10 Haziran 2012 Pazar

Dım-Tıs


Sevgili Ziyaretçiler,

Ne vakittir böyle hitap etmiyordum size ama böyle hitap ettiğim zamanları hatırlayanınız var mı bilmiyorum zaten. Ben biraz kafası dağınık ve boşluk sarhoşu olmuşken çok sevdiğim ama az gördüğüm bir arkadaşımla bazı işlere girişelim dedik.  Teee ne vakit bir yazı yazmıştım burada bir bilmece grubu kuralım lütfen diye de kimse takmamıştı. Sonra birden bu sevgili arkadaş gelip beni destekledi ve şu sıralar böyle bir işe başlayacağız biz. Lakin asıl mevzu bu değil, benim anlatmak istediğim şey başka. Bu arkadaş yeni yeni bir blog açtı. Sağ taraftaki tavsiyeler kısmında görebilirsiniz hatta. Çok uzun zaman önce hatta ilk tanıştığımız gün ( daha ilk tanıştığımız gün) aramızda bu muhabbet geçmişti hiç unutmam. Müzik eleştirilerinin olduğu bir blog aç diye. Özellikle bir diğer arkadaşımız bu konuda onu desteklemişti.  Şimdi bu iki yıllık muhabbet nihayete erdi gibi.  “HenüzBir Şey Söylemek İçin Çok Erken” yepisyeni bir blog ve Neptünlü Dondurma tarafından yürütülüyor. Hepinize özellikle didiklemenizi öneriyorum zira güzel şeylere gebe orası. Evet, diyeceklerim bu kadar ama lütfen göz ardı etmeyin; şimdi sadece beklemek gerekiyor.




Auf Wiedersehen
Callieach Bheur

Şarabi





Bakın mesela şu anda önceden de bildiğim ama o sıra fiziksel kimyayı ona tercih edip didiklemediğim bir grupla tanıştım. Allah bilir hepimiz duymuşsunuzdur "Wine Red" adı.




Yani hiçbir vakit müzik otoritesi olmadım ancak 5 yaşımdan beri zor beğenen bir acuze olmaya adayım, gider gelirim; neyse çok hoşuma gittiler ve kendilerine güveniyorlar ona şüphe yok. Galiba 6 şarkılarını kaydetmişler sadece ve devamı da gelecek gibi ben ilk gördüğümde konserlerle ilgili bir şeyler okumuştum, dediğim gibi o an hızla geçtim ama şimdi inceliyor olmak daha rahat açık ara.







Öyleyken böyle kelime özürlü olmuşum ben gördüğünüz gibi [:( ], o yüzden uzatmadan size grubu tavsiye ediyorum millet. Özellikle solistleri Batuhan Sevim(o) cezbedici bir sese sahip. Şarkılarını İngilizce seslendirmeyi tercih ediyorlarmış, eyvallah diyerek arabeskçe kabul ediyorum. Yeni şarkılar ve yeni hikayeler bekliyorum gruptan. Bir gün gelir İTÜ'de konser verirler mi bilmem ama burada görmek isterim onları, en olmadı en az bir kere dinlemeye gitmek istiyorum.





Hadi auf wiedersehen 

9 Haziran 2012 Cumartesi

Parçalarım

Size kendimden o kadar çok bahsediyorum ki ve bahsetmeye o kadar çok devam edeceğim ki...


Bir Karaköy akşamında, Goethe'den eve dönerken.


Karnavalzeit-GOETHE-INSTITUT-Şubat 2012




İTÜ-FEB-Fiziksel Kimya Labarotuvarı- Bahar 2012


Veriler

İTÜ-Taşkışla-Gravür Atölyesi-Bahar 2012




İTÜ-Ayazağa-Kimya Öğrenci Klüp Odasının Manzarası- Bahar 2012

Çalışma Masam




Korkun Benden

Ben Alexandra la Rossa,
Osmanlı Sarayı'na satılmış Rutenyalı köle.
Dinyeper Nehri’nden Karadeniz’e savrulmuş köle.
Anası, babası, kardeşleri, sevdikleri yok olmuş köle
Bu dev dalgaların üstünde her an ölsem de 
Cennette aileme kavuşsam diye dua eden
17 yaşında dünyanın kederini, zalimliğini öğrenmiş
Bir günde bin yaş almış, yaşamaktan caymış, kadersiz, kimsesiz Alexandra.
ben Alexandra la Rossa, 
Kederimi kimseye söylemedim, paylaşmadım, 
Derdimi derin kuyulara vardım, denize döktüm, dalga alıp götürdü.
Canımı yakan her şeye kahkaha ile cevap verdim.
Gözyaşımı sadece ailem için akıttım.
Bu köle kızdan bir sultan yaratıp kadere karşı koydum.
Ve işte şimdi, hayatımın, kaderimin değiştiği yerdeyim.
Sultan Süleyman’ın sarayında.
Başlarına yıkmak istediğim bu saray,
Artık benim evim, yuvam.
İntikam için duran kalbimin aşk için yeniden atacağını nerden bilebilirdim ki?
Ben Hürrem,
Sultan Süleyman’ın kölesi, cariyesi, sultanı,
Beş evladının anası, nikahlı karısı Hürrem.
Miski, amberi, varı, sevgilisi, parlak ayı, yakını, sırdaşı,
Güzeller içinde sultanı, hürrem.
Ben Hürrem,
Mehmet’in, Mihrimah’ın, 
Selim’in, Bayezid’in, Cihangir’in talihli anası.
Haseki Hürrem Sultan.
Evlatlarım, ben size, kendime bir söz verdim, yemin ettim.
Vaktiyle diz çöktüğüm, etek öptüğüm, af dilediğim herkes,
Gün gelecek benim önümde diz çökecek dedim.
İşte o günler geldi çattı.
Bana türlü cefayı, kederi, eziyeti layık gören düşmanlarımın sonu geldi.
Artık korksunlar benden!
Zira aldıkları her nefesi zehir edeceğim onlara.
Ateş olup üzerlerine yağacağım,
Harem ne ki? 
Dünyayı ben yöneteceğim!












(==)







Birine aşık olmanın verdiği dayanılmaz bir hafiflik vardır. Başından sonuna farklı sebepleri olsa da her şekilde sizi bütünler. İlk aşkın geldiği anın değeri apayrı olsa da ben sürekli o duyguyu arayanlara ifrit oluyorum. Yani kimseye "Uzun ilişkin olacak lan!" diye atar yapamam ama bir yerlerde bir şekilde karşındakine saygın olmalı. Kısaca Hösst yani. 






Evet ilk başlarda yeninin verdiği huzur ardından da gelişimin büyümenin verdiği ve yavaş yavaş düzeninizin. Öyle ya da böyle bütününde bir dönüşümün hikayesi bu. Karanlıkta da aydınlıkta olduğu kadar güzel olabilen bir yol ve bencillik yapmanıza izin verilen belki de tek şey. Benimsin. Evet. Yeni olan bir bütünün vazgeçilmez iki parçasıyız ve ne olursa olsun burada umurumuzda değil.






Kış için farklı yaz için farklı öyküler yazmak istiyorum bu yüzden, bir süre durultur beni ve unuturum bazı şeyleri.








Nane kokuları burnumda.



8 Haziran 2012 Cuma

FF'den AA'ya

Şimdi final notları patır patır ortaya çıkıyoooor.






Aslında çok pis bir dönemdi benim için; aptallıklar da yaptım o artık kaçınılmaz ama her şey bir yoğun bir pisti ki sormayın. Elbette "Ich lerne gern Deutsch!" ama bir şekilde üzerimde bir başka yüktü ve işleri birazcık zorlaştırdı. Neyse şu anda açıklanmamış bir Inorganic Chemistry II kaldı, hayırlısıyla onu da geçerim.



Mesela rezil bir dönem olduğunu şuradan anlayabiliriz ilk defa sağlam bir Organik dersinden AA dışında bir not aldım ve mutluyum çünkü vizelerim de finalim de çok kötüydü ve normal de görsem dudaklarımı titretip ağlatacak "BA" beni havalara uçurdu. Ve hayır benim GPA 3.98 falan değil gayet sıradan bir ortalamam var, sadece organikler konusunda böyle hassasım.




Organikten aldığım not için bu tepki gelsin;




CiCi

Resimlerimin bazılarını http://pekguzelseyler.blogspot.com/ adresinden alıyorum. Harikalar!









At Boku

Büyükada'ya gitmenin en güzel yanı minyatür bir şehrin verdiği hazzı yaşamak aslında. Pazar alanından tutun o mükemmel dondurmalara kadar her şeyi bu hissi veriyor. Hiç durmayın dolaşın  sadece seferleri iyi bilin ona göre hareket edin onun dışında yanınızda para da varsa hiçbir engeliniz yok. Tek engel sizsiniz ve belki yoldaşlarınız.




Mesela epeydir giderim adaya ama en son geçen cumartesi gittim(k). 


Yanımda hep sevdiğim insanlar olduğundan kuvvetle muhtemel her şey daha bir kadifemsiydi. Tüm gün süren mutluluk. Mesela her yerde bir deniz kokusu, aptal martılar falan filan...

Ne bileyim ayıp olmasa tüm insanları o güzel güne ait anlatırdım size burada, o kadar sevdim o günü.





  

7 Haziran 2012 Perşembe

Erbsen auf Halb Sechs




Lilly hilft Jakob bei der Orientierung im Dunkeln.

Benim için bu cümleyi okumak mesela bu filmi sevmek için yeterli oldu. Didiklediğim kadarıyla epey hoş ve kesinlikle tavsiye ediyorum.
Bu cumartesi izlerim ben bunu, belki üzerine konuşuruz sonra, ha? Bence güssel olur.





Hoş





Sebebi bilinmez türlü türlü merakım var. 


Daha minicikken izlemiştim televizyonda "Ya Devlet Başa, Ya Kuzgun Leşe" diye bir film, Şehzade Mustafa'nın idamının hemen sonrasından Şehzade Bayezid'in idamına kadar geçen süreyi anlatıyordu. Aklımda kalan en parlak şey Nedret Güvenç o filmden geriye, bundan önce çok kere okumuştum Osmanlı Tarihi üzerine. Mübarek ev ansiklopedi kaynıyordu, ben de faydalandım. Gözümün önünde sürekli bir karmaşa, sonuçta çocuksunuz, karanlık bir hatun çiziliyor ama bu hatun bir aşk hikayesinin çiçeği aynı zamanda. Öyle ya da böyle ben daha mini minnacıkken, ilk duyduğum hikayeden beri Hürrem Sultan'ı sevdim. Benim için hep o haklıydı. Kibir, hırs insanlığa özgü hem gaddar olmak zorundasınız haremde. Hem daima nefret kusan bir kadın olduğunu sanmıyorum, sanki biraz anaerkilliği taşıyor üzerinde. Hem o zaman üzerinden gelen sözlerin arasında hasetle işlenmiş laflar yok mu sanıyorsunuz? Buna inanmak aptallık olur. Hürrem Sultan, bir nevi aşkım idolüm , kazanmış bir karakterdir ve bu sebeple tarih kitaplarından ziyade sözlerde bu zaferinin acısını yaşatırlar ona. Eğer o ipini çekmeseydi onun ipini çekeceklerdi; eğer o öldürtmeseydi onun oğlunu öldürteceklerdi. 
















Bu arada kimse II.Selim'in takdire şayan bir padişah olduğunu söylemiyor elbet o apayrı bir mevzu.















Ben Haseki'de büyüdüm belki ondandır bu bilincimde bulamadığım hayranlık. Onun adını almış bir yerin ne kadar etkisi olur bilmem ama halen oralara ayrı bir bağlıyım, Süleymaniye ise hala en sevdiğim camii. 






Öyle işte, belki vakti gelir tekrar konuşuruz hakkında. 




Peki diyorum,,, siz kimi en çok seversiniz Devlet-i Aliyye tarihinde?


6 Haziran 2012 Çarşamba

Zarf

SEVGİLİM
İNSAN
TANRININ
RİYASIDIR   


                       ZEKİ



(Mektup Aşkları sayfa 116- Leyla Erbil)

Birazdan




Savaştan sonra Berlin
Berlin nach Krieg







Takipçiler =)

Gelenler Gidenler